UMUTLARINI ASLA KAYBETME
• 22/6/2009 - hayata dair
hayata dair Eğer sen insanı insan olarak ve onun dünya ile ilişkisini de insancıl bir ilişki olarak görürsen, sevgiyi ancak sevgi ile, güveni ancak güvenle değiştirebilirsin... ... Eğer sanattan zevk almak istersen, sanat kültürüne sahip bir insan olman gerekir... ... Eğer öbür insanlar üzerinde etkili olmak istersen, öbür insanlar üzerinde gerçekten canlandırıcı ve uyarıcı bir etkisi bulunan bir insan olman gerekir... ... İnsan ile -ve doğa ile- ilişkilerinin her biri, senin gerçek bireysel yaşamının, iradenin nesnesine uygun düşen belirli bir belirtisi olmalıdır... ... Eğer sen karşılıklı sevgi uyandırmadan seversen, yani seven insan olarak senin dirimsel belirtin ile sen kendini sevilen insan durumuna dönüştürmüyorsan, senin aşkın da bir mutsuzluktur, talihsizliktir... (...K.Marx)
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 20/6/2009 - hayata dair
hayata dair Kimseler bilemez beni, Senin bildiğin kadar... ... İçinde yan yana uyuduğumuz gözlerin, Benim insan parıltılarıma, Dünyanın gecelerinden daha iyi bir gelecek hazırladı... ... İçinde uçtuğum gözlerin, yolların gidişine, Dünyanın dışında bir anlam verdi... ... Bize belirtilenler, Gözlerindeki sonsuz yalnızlığımızı, Artık kendilerini sandıkları gibi değiller... ... Kimseler bilemez seni, Benim seni bildiğim kadar... (...Paul Eluard)
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 18/6/2009 - Erkekler Şikayetçi, Kadınlar Değişiyormuş!
Erkekler Şikayetçi, Kadınlar Değişiyormuş!Neden bu kadar şikayet ediyor erkekler? Kadınlarla kimin ne zoru var? Benim tanıdığım, şahit olduğum; sevdasını dilinde değil, gerçekten yüreğinde taşıyan birçok kadın var. Kadınlar değişiyormuş, biliyorum, o zaman bir dönüp kendinize bakın! Erkekler Şikayetçi, Kadınlar Değişiyormuş! Konuştuğunda mangalda kül bırakmayan beyler, teoriden çıkıp da pratiğe gelince iş, nedense dönüyorlar. Kadınlar bozuluyormuş, farkındayız, bir kısmımız gerçekten çığırından çıktı. İyi de, dönüp biraz kendi cinslerine bakmaz mı erkekler? Bizde de hata vardır demez mi? İnsan kendini hiç eleştirmez mi? Kendi içinde kavgalarına, kimlik çatışmalarına sahip olduğum bayan dostlarım var. Seyrettim adım adım, gözlerimle, ruhumla şahit oldum, değiştiler. Her yedikleri darbeyle, can acısıyla, içlerinden biraz daha kayıp verdiler. Eski hallerini bilmeden yargılamak da kolay elbette. Birisi, kadın veya erkek, yoldan çıkmışsa, kalbini siyaha boyamışsa, biraz dönüp yaşadıklarına bakmak gerekir. Onun yerinde olmadan, onun yaşadıklarını yaşamadan, uzaktan ahkam kesmek kolaydır. Aşka bütün benliği ile inanan, hatta çoğu zaman saflığıyla aramızda espri konusu olan, dünyanın en temiz kalpli kadınlarından birinin şeytanlaştığını seyrettim yıllar içinde. Kimin hakkı vardı bu kadar can acıtmaya? Kimin vicdanı bir insana, üstelik de güzel yürekli bir kadına bunca cefayı, eziyeti çektirmeye dayanabilirdi? Ama yaptılar! Her defasında, bu sefer diyordu, bu sefer doğru, aşkı buldum. Öyle temiz kalmıştı ki, bu dünyaya ait olmadığını düşünürdüm hep, gerçi hangimizin bu sahteliğe yakıştığı da tartışılır ama onun farklı bir gönlü vardı. Sevginin her sorunun üstesinden geleceğine inanırdı. Sevdiğine kul, köle olurdu. Onu da bozdular. Düşünüyorum bazen, erkeklerin tatmin noktası nedir diye? Hangi niteliklere sahip olması lazım bir kadının, bir adamla sadece düzgün ve zevkli bir ilişki yaşayabilmesi için? Beylerin bir doyun noktası yok mudur? Bakıyorum arkadaşıma, güzel bir kadındır, üstelik enteresan da bir cazibesi vardır. Saflığın çekiciliği sanırım. Yüzünden gülücüğü, gözlerinden ışıltısı eksik olmaz. Daha doğrusu olmazdı. Bunların hepsini geçmiş zamanla anlatmak doğru olacak çünkü artık öyle bir kadın yok. Bakımlıydı üstelik, evdeyken bile pijama ile oturmazdı. Kendini, vücudunu severdi. Temiz ve tertipliydi. Ev hanımlığı gerektiğinden bile fazlaydı. Düzenine, temizliğine dikkat ederdi. Gerçi o konuda hala titizdir ama bu evine giden insanı rahatsız edecek, hastalık boyutunda değildi. Eline üşenmezdi yani, dökülmüş, kırılmış, böyle şeyleri kafaya takmazdı. Kültürlü kadındır, iyi kötü her konuda sohbet edilebilecek bilgisi vardır. Sohbeti de zevklidir, karşısındakini sıkmaz. İyi bir sevgili, iyi bir anne ve eş olabilirdi. Sanırım tek kötü tarafı inanmak ve sevmekti. Bu özelliği de kötü diye nitelendirmek zorunda kalmama, kendi adıma üzülüyorum. Sevdiğini söyleyenlerden yedi en büyük darbeleri, inanamadı. İnsanların bu kadar kötü yüreklere sahip olabileceğine, bunca can acısına, kahpeliğe inanamadı. O kadar acıdı ki kalbi, bir gece söktü attı yüreğini. Bir daha kimseyi sevmemeye yemin etti. Bir meleğin bile içini kirletebilmeyi başaran erkeklere söylüyorum. Kadınlar değişiyor, her yedikleri bıçak darbesi ile, ihanetle, aldatılmakla, aptal yerine konulmakla, suistimalle, inançları yıkıldıkça, düştükçe, elleri hep boşlukta kaldıkça değişiyorlar. Bu değişim, erkekler, özellikle can yakmayı meziyet zannedenler aklını başına almadan, yüreklerine sevgi tohumları ve vicdan serpilmeden de durmayacak gibi görünüyor. Kadınlarınıza, sizi sevenlere, kıymet bilenlere sahip çıkın, değişimi siz başlattınız, yine siz bitirebilirsiniz. Yoksa gün gelecek bu dalga sizi de hortum gibi içine çekecektir. Benden söylemesi ve elbette anlayana….. alıntı |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 17/6/2009 - Sen Bunu Anlayamazsın!
Sen Bunu Anlayamazsın! Gökyüzündeki bütün yıldızları saymaya çalışıp, bir müddet sonra karıştırdın mı hiç? İnsan neden yıldız sayar biliyor musun? Yalnızlıktan! Ama sen bunu anlayamazsın! Sen Bunu Anlayamazsın! Geceler neden daha uzundur gündüzlerden? Aslında değildir ama öyle gelir bekleyene, saat bir türlü geçmek bilmez, yelkovanla akrebe dalar gözün, durduğunu sanırsın zamanın, kafanı camdan uzatsan, herkes olduğu yerde donup kalmış da, bir sen hareket ediyorsun zannedersin. Sokaktan geçen arabaları dinlemeye başlarsın. Birisi durunca, dikkat kesilirsin, kapının kapanma seslerini sayarsın. Tek kapı kapanırsa, cama koşarsın beklediğin gelmiştir belki diye. İki tane duyarsan, yerinden bile kalkmazsın, daha önce yüreğin ağzında pencereye gittiğin heyecanlardan kim bilir kaçıncısıdır bu? Beklemek var ya beklemek, ömrünü törpüler insanın, taş olsa çatlar sabrına rağmen, dağ olsa yıkılır. Ama sen bunu anlayamazsın! Senin daha önce geçtiğin hayat yollarından giden insanların, aynı çukurlara düştüğünü görünce, tutup kolundan çıkarmak istersin. Başkalarının da yürekleri kavrulmasın, canı acımasın istersin. Nasihat edersin biraz, bilirsin ki dinlemeyeceklerdir ama yine de anlatırsın. Hüzünlü bir bakış yerleşir gözbebeklerine, pişman olacaklarını bilirsin. Kendi pişmanlıklarına uğrar aklın, kalbinde ince bir sızı hissedersin. Pişmanlık, değiştirilemeyecek sonuçların, geçmiş kayıpların kısa adıdır aslında ama sen bunu anlayamazsın! İhanet dediğin hançer, öyle saplanır ki tam kalbinin üstüne, dayanamayacağını düşünürsün. Akan kanın rengi bile siyaha çalar o anda, hırs ne demek, kalleşlik nedir, nasıl ruhu kaybolur insanın, dünya yarılıp da içine düşmek ne demek insan o zaman anlar. Aldatılmaktan daha fazla koyar adama, sevdiğinin kendini öyle kirletmesine katlanmak. Elbette sen bunu anlayamazsın! Burnunun direği sızladı mı hiç senin? Hasretin koyuluğu vurur gönlün kıyısına, kokusunu duyarsın teninin, bir de gülüşünü kulaklarında. Evrende her şey birlik etmiş gibi, hep sevdiğinle ilgili olaylar çıkar karşına. Bir pastane tabelasında yazıyordur ismi veya kendini oyalamak için gittiğin filmde, sadece ikinizin anlayacağı bir espri olur. Yetmezmiş gibi yolda rastladığın bir arkadaşın sorar nasıl olduğunu, özleminin büyüklüğünü geçer utancın, adını bile tekrarlamadan iyi olduğunu söyler, geçiştirirsin. Evin sokağına girdiğinde kendi daireni karıştırabilirsin aklın gelmesini istiyorsa, salonda ışık yanıyor zannedip koşmaya başlarsın. Birkaç adım sonra anlarsın ki, yine boş ve karanlık bir salonun kapısını açacak elinde tuttuğun anahtar. Gece yarısı sessiz bir telefon gelir, o sanırsın, sadece yanlış numaradır. Hasret içini kemirir durur, yastıkla kavga ettiğin soğuk yatağında. Ama sen bunu anlayamazsın! Aşkın aklı, doğrusu, düzü olmuyor. Kalp bir kere sevmeye görsün, vücuduna sızıp sinsice her yerine dağılıyor. Bir daha ne yemek öyle lezzetli geliyor yalnızken, ne güneş eskisi gibi parıldıyor. Uyku dediğin zaten paramparça, rüya görecek kadar bile uzun uykulara dalamıyor aklın. Sevda dediğin bir evin kapısından girdi mi, mutlaka bir odasını yakıp kül ediyor. Bunu bilmek için de önce bir kalbin olması gerekiyor. Sevmeyi öğrenmiş, vefa bilen, büyük ve ak bir yüreğe sahip olmak lazım aşkı anlamak için, cefasına katlanmak için, ayrılık acısının gözyaşına bile sadece sevginden sahip çıkabilmek için, önce bir kalbin olması gerekiyor. İşte bu yüzden sen, bunu da anlayamazsın! |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 13/6/2009 - sesini duyduğum gün
|